HZ. MÂRİYE (RA) KİMDİR?


MeVa

"Onlar Adamdı"
Kategori Moderatörü
muminlerin_annesi2-702x336.jpg


Hazret-i Mâriye radıyallahu anhâ câriye iken iman eden hanım sahabî… Mısır hükümdarı Mukavkıs tarafından Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize hediye olarak gönderilen câriyelerden… Hz. Hatice (r.anhâ)’dan sonra çocuğu olan ikinci annemiz… Hz. İbrahim’i dünyaya getiren mü’minlerin annesi olma şerefini elde eden bahtiyarlardan…

Hazret-i Mâriye, Mısır’lıdır. Mâriye el-Kıptıyye diye adı geçer. Asıl adı Mâriye binti Şem’ün’dur. Mısır’ın Said bölgesinden Nil nehrinin doğusunda bulunan Hafn denilen köydendir. Kıptî bir baba ve hıristiyan bir Rum anneden dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Küçük yaşta Mukavvkıs’ın sarayına getirilmiştir.

MUKAVKIS’IN HEDİYESİ

Rasûlullah (s.a.) Efendimiz Hudeybiye antlaşmasından sonra komşu ülke hükümdarlarına mektuplar yazdı ve İslâm’a davet etti. Mısır hükümdarı Mukavkıs’a da Hatib İbni Ebî Belta (r.a.)’ı elçi gönderdi. Mukavkıs mektubu saygı ile açtı ve okudu. Saltanatının elden gideceğinden korktuğu için İslâm’a gelemedi. Fakat elçiye büyük ikramlarda bulundu. Hediyelerle ve cevâbî bir mektup ile onu uğurladı. Mariye ve Sîrin adında iki câriye, bir miktar kumaş ve binmek üzere arap atlarından iyi cins bir hayvanı hediye gönderdi.

İki Cihan Güneşi Efendimiz siyaseten bir hükümdarın gönderdiği hediyeleri reddetmeyi uygun bulmadı. Onları kabul etti. Mâriye’yi yanında alıkoydu. Sîrin’i de şâir Hassan İbni Sâbit’e verdi.

MÜ’MİNLERİN ANNESİ

Hz. Mâriye, Rasûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin tatlı sohbetlerinden istifade etti. Onun mütevâzi davranışlarından, evdeki hizmetlerinden etkilendi. Ev işlerinde diğer hanımlarına yardımcı olmasına, gayet tâbî ve sâde bir hayat sürmesine hayran kaldı. Kendi isteği ile müslüman oldu. O iman etmekle büyük derecelere nâil oldu. İki Cihan Güneşi efendimize bir nur topu çocuk dünyaya getirdi. Hz. Hatice annemizden sonra çocuk sahibi ikinci annemiz oldu. Hürriyetine kavuştu ve mü'minlerin annesi olma şerefini elde etti.

Oğlu İbrahim Medine dışında Avâli isminde bir köyde süt anneye verildi. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz sık sık köye gider oğlunu ziyaret ederdi. Onu şefkat ve merhametle severdi. Gün yavrusunun büyüyüp geliştiğini görüyordu. Mâriye (r.anhâ) annemiz için de büyük teselli kaynağı oluyordu.

Kaderin garib bir tecellisidir ki, gönül çiçeği İbrahim hastalandı. Sönmeye yüz tutmuş mum gibi eriyip gitmeye başladı. Süratle zayıfladı. Mâriye annemizin kucağında can çekişen yavrucağı Kâinatın Serveri Efendimiz aldı bağrına bastı. Saçlarını okşarken gözleri doldu. Derin bir hüzün içerisinde:

“Ey oğulcağızım! Allah’tan gelen bir şeye karşı koyamayız. Ey İbrahim! Şayet sonrakiler önce gelenlerimize kavuşmayacak olsalardı, daha çok üzülürdük. Biz senin ayrılığından dolayı çok mahzunuz. Göz ağlar, kalb mahzun olur. Bununla beraber Rabbimizi kızdıracak bir şey söylemeyiz.” buyurdu. Sonra Mâriye annemize doğru baktı ve onu teselli etmeye çalıştı.

Efendimizin merhamet damarları da dolmuştu. Gözlerinden inci danesi yaşlar akmaya başladı. Bu hâli gören Abdurrahman İbni Avf (r.a.): “Ya Rasûlallah! Siz de mi ağlıyorsunuz?” dedi. Rahmet ve merhamet peygamberi Efendimiz de: “Ben sizi ağlamaktan menetmem. Göz yaşarır, kalb mahzûn olur. Bu insanın elinde, iradesinde değildir. Ama sesli ağlamaktan, feryâd ü figan etmekten ve câhiliye adetlerinden sizi sakındırırım.” diye cevap verdi.

İbrahim’in doğumu Efendimizi ve müslümanları nasıl sevindirdi ise vefâtı da o derece üzdü. Aynı gün yavrucuğunun namazını kıldıran Sevgili Peygamberimiz kendi eli ile Bakî kabristanlığına defnetti. Kabrinin üzerindeki toprağını hafifçe açtı ve su döktü. Baş tarafına büyükçe bir taş koydu.

ÂYETLERDEN İKİ İŞÂRET

O gün güneş tutulmuş her taraf kararmıştı. Bu hali bazıları İbrahim’in ölümüne yordu ve: “Güneş, İbrahim’in ölümü üzerine tutuldu.” dediler. Bu sözleri duyan Rasûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz: “Güneş ve Ay Allah’ın âyetlerinden iki işârettirler. Ne kimsenin ölümü ne de doğumu için tutulmazlar.” buyurdu.

Hz. Mâriye (r.anhâ), yavrusunun ölümü üzerine evine çekildi. Sabretmekten başka çâresi yoktu. Oğlunun kabrini ziyaret ederek ferahlamağa çalışırdı. Bir müddet sonra Habîb-i Kibriya (s.a.) Efendimiz de dâr-ı bekâya uçtu. Mâriye annemiz tamamen inzivaya çekildi.

O, çok sâkin bir hayat yaşadı. Sessiz ve kendi halinde olmayı severdi. Bunun için kendisinden hadis-i şerif rivâyeti olmamıştır. Hz. Ömer (r.a.) devrinde hicretin 16. senesinde vefat etti. Cenaze namazını bizzat halife Ömer kıldırdı. Bakî kabristanlığına defnedildi. Cenâb-ı Hak’tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 2001 – Ocak, Sayı: 179, Sayfa: 047
 

Üst Alt