Peki Kobay Kim?

MeVa

Kayıtlı Üye
Gerek sosyal medya, gerek ana haber bültenlerinde ara ara konu olur.
Sadece oyun oynadığını sanarken “kendini öldür, bileklerini kes” talimatları veren Mavi balina, momo gibi oyunlar neticesinde intihar eden çocuklar..
Evet boy boy, manşet manşet paylaşıldı da bunlar, yahu biride çıkıp demedi ki “Tamam anladık bir momo var ve aniden oyun arasında, çizgi film arasında pat diye çıkıyor” anladıkta;
-Bu çocuklar neden öldürülmek isteniyor?
-Böyle bir uygulama yapmaya neden ihtiyaç duyuyorlar?
-Amaç sadece iki çocuğun intiharı mı?
Diye kimse sorgulamıyor.
Çok yetkililerin yaptıkları açıklamalar;
“Çocuklarınıza kontrolünüz altında tablet, telefon kullandırın, yalnızken youtube kullanmalarına izin vermeyin” lakırdılarından öteye gidemedi.
İyide bunu bizde biliyoruz!

İşin sözde uzmanları, insanları oyalayacak cümleler kurmak yerine, böyle bir caniliğin neden yapıldığına değinmeliler, topluma bu işin aslını anlatmalılar..
Tabi kendileri de biliyorsa(!)
Öncelikle sizlere şunu söylemeliyim ki yüzlerce çocuğun ölümüne sebep olan “Mavi balina, Mariam, Momo” gibi tuzaklar asla öyle basit bir korku uygulaması değil.
Güya 3-5 genç eğlencesine yapıyormuşta bulunamıyorlarmış.
İnanalım mı?
Tabiri caizse Jupiter’de petrol araması yapan(!) bu ileri teknolojileri, telefonlara yüklenen bir kaç intihar oyunlarının IP adreslerini, kim tarafından yapıldığını bulamıyor mu şimdi?
Hadi canım, hiçte gülesimiz gelmedi..
Evet bir durum var ortada ve esrarengiz şekilde ısrarla gizleniyor.
O zaman bizde diyebilir miyiz ki:
-Bütün bunlar aslında bir test aşaması, evlatlarımız üzerinde yapılan deneyin bir parçası!
Neden olmasın ki..
Bir bana mı garip geliyor, sizde düşünmüyor musunuz hiç..
Nasıl olur da sizin bakkala ekmek almaya yollayamadığınız çocuk, uzaktan gelen bir talimatla canına kıyar!
Bu nasıl mümkün olabilir?
Kendi iradesiyle düşünebilen biri bunu yapabilir mi?
Robotlar yada yapay zekalar uzaktan komutla iş yaparlar.
Çünkü beyinleri bir sisteme bağlıdır, yürü dese yürür; öl dese ölürler!
Tamam ama onlar robot, bunlar etten kemikten can yahu! Diyebilirsiniz.. Bende size, köpekler üzerinde yapılan titanyum deneylerini hatırlatırım. Bir kaç köpeğin dişlerine titanyumdan diş dolguları yapılıyor. Daha sonra bilgisayar komutuyla “Saldır!” Emri veriliyor. Ve köpekler aniden bir hedefe doğru koşmaya başlıyor!!! Nasıl ama ? Şimdi oturuyor mu taşlar yerine? Köpeğin dişlerinde bulunan titanyum sinyal alıcı görev görüyor ve beynini verici olan bilgisayara bağlıyor. Oradan gelen bir komutla, duygusuz ve hissiz bir şekilde denileni yapıyor. Burada da oyundan talimat geliyor kendini “öldür!” diye. Ve çocuk kendini öldürüyor! Ama o köpeklerin dişlerinde ki titanyum bilgisayarla alıcı/verici işlevi görüyor diyorsunuz muhtemelen.. Peki ya bizim çocuklarımızda yok mu? Bugün neredeyse her diş macununda bulunur Titanyum dioksit. O reklamlarda boy boy övülen süt burgerlerde misliyle vardır. Bir ara doktorlar bile danone öneriyordu sahi ne oldu onlara? Foyası çıkınca yada pardon görevi bitince(!) çekildiler bir kenara.. Tangler vardı mutlu aile içecekleri.. nerdeler? Margarin Beceli öneren kalp vakfı reklamları dönüyor mu hala? Titanyum dioksitli macunu öneren diş doktoru reklamları? Görüyor musunuz bir dönem göklere çıkarılıp sizlere yiyin, için, aşılanın diye dayatılan her ürünün bir süre sonra foyası çıkıyor ve siz bedeninize yüklediğiniz ve yarın başınıza ne iş açacağını bilmediğiniz kimyasallar ile ortada kalıveriyorsunuz! Ben iddia ediyorum ki; Bugün Mavi Balina, Momo gibi uygulamalar tamamen deneydir! Ve bugün bir bilgisayar komutuyla intihar eden çocuğun bedeninde de “titanyum dioksit, civa, alüminyum, aspartam” başta olmak üzere vücudun tolere edemeyip, organlarda biriktirdiği bu kimyasallar yüklüdür! Nasıl bir dönem “Flakka” adı altında zombi deneyleri yapıp nabız ölçtülerse, momoda bu oyunun bir parçasıdır. Başarılı olmuşlar mı dersiniz? Peki nasıl girdi bu ağır metaller, nano partikül kimyasallar bu bedenlere? Cevap öyle acı ki.. -Güya yavrusunun hayrını düşünüp içerik okumadan reklamlarda dönen her ürünü yavrusuna sunan “Anne eli ile.” Kalbim paramparça oluyor daha fazla yazamıyorum. Çünkü öyle dert ki bunlar gözyaşları içinde sarfediliyor her kelam..
Biz kendimizi ne için bu kadar paralıyoruz? Herşey bir gribi hafif atlatmak, bir bademcik iltihabına iyi gelecek otları bildirmek mi? -ASLA! En azından benim çabam asla bu olmadı ve olmayacak! Dünya akın akın Deccalizme hazırlık yaparken bu mevzuları Michael anladı, bizim Mikail bir türlü anlayamadı. Her geçen gün başımıza gelen tehlikeleri gören ama hala uyuşmuş gibi aynı hatalara devam eden bir ümmet olmamalıyız. OLAMAYIZ! Çünkü yarın huzura çıkacağız. O kadar uyuşturdular ki insanların beyinlerini bunları konuştuğumuzda meczup gözüyle bakıyorlar ama bu kişilerin yaşam tarzına bakınca hiçbir amaç ve hedefleri olmadığını görüyoruz. Yavrusu için dertlenmeyen, tek meziyeti akşam dizi karşısında tıkınmak olan bir kadın ne yüzle Hatice annemizle aynı cennette buluşmayı hedefleyebilir? Siz hakkı konuştukça bu dünyada garip olursunuz ama ahirette “Ne mutlu o gariplere” buyuran Rasulullah açar kollarını size.. Ama Vallahi; Hep başkalarının çocukları ölmeyecek! Hep başkalarının oğulları kırıta kırıta konuşmayacak! Hep başkalarının kızları aşağılık bir pankart taşımayacak! Bu ateş hepimizi yakacak! Her yıl önünüze sunulan efsunlu ürünlerden vazgeçmedikçe, ekmeğini, yoğurdunu, sirkesini evinde yapan anneler olamadıkça bu ateş birgün bize de sıçrayacak.. Ve biz Fatıma doğurmaya, Selahaddin büyütmeye, Musa “gizleyeme” MEC-BU-RUZ! Iki telefon oyununa kurban edilecek evlat yetiştirmek isteyen; dilediğini yesin, dilediğini içsin.. Saflar ayrıldı. Bunları bilen bildi, bilmeyen bilmedi…

Yağmur Mirzayeva
 
Son düzenleme:
Üst Alt